Tutunamayanlar...
10 Aralık 2011 Cumartesi
6 Aralık 2011 Salı
Ama bir de olursa
Her saniye belki de her an tüm insanoğlu gibi biz de umutlar taşırız içimizde.Umutlarımız büyüdükçe yıkımlarının daha da büyük olacagını bilemeden...Çevrenizdeki insanların sizleri kendi ütopyalarına taşımaya çalıştıkları o anlarda siz rüzgar önündeki yaprak değil kendi senaryonuzun baş rolünde olma çabasına girersiniz.Hayat zor mudur yoksa bizler mi kolaya alışmışızdır. Sabahları kalktığında sevgilisini yanında kahvaltısını yatağında isteyen bir neslin devamları mıyız yoksa sabah kalktığında ekmek alabilmek için iki km yürümek zorunda olan neslin mi?
İçimizden hep daha fazlası mı gelir yoksa bir noktadan sonra yerimizde saymaya razı mıyızdır? Hayatın çizdiği senaryolara kendi kahramanlarımızı mı uyarlarız yoksa hayatın senaryolarını bizimmiş gibi sanıp sorunlarımızı diğer insanlara mı yükleriz. Tüm bunların cevabı bizde saklıdır elbette.Toplumda farklı mı olmalıyız yoksa aynı mı.Yolun sağından mı yürümeliyiz yoksa solundan yürüyüp insanlardan omuzlarımızı mı kurtarmaya çalışmalıyız.? İşte umut dünyası budur içten gelen bir histir umut. Bazen insanı sağa bazen sola gönderir. Hangi yön olursa olsun gittiğimiz yön doğrudur. Masallardaki önümüze çıkan üç yol gibi değildir. Hangi yolu seçerseniz seçin hangi yönden giderseniz gidin umutlarınızı içinizde taşırsınız. Taşıdığınız umutları hep yanınızda götürürsünüz. O an içinizde hissettiğiniz tek şey ''ama bir de olursa'' cümlesi olur. Olur mu? Oldu mu? Olacak mı? Sorular aklınızı kemirmektedir. İzin vermez mantığınızın kalbinizle beyninizin arasına girmesine.Kalbiniz beyninize hükmetmiştir ve asla mantığınıza izin vermez.Yaptığınız tek şey bir yoldan, bir yönden gitmek ve yeni ışıklar aramaktır.Gece lambasının etrafında uçuşan pervaneler gibisinizdir.Gördüğünüz ışığa sarılır ve oldu dersiniz.Yüreğinizdeki öfkelerden suratınızda kalan eskinin gölgelerinden yorulursunuz. Hep bir çıkış yolu arar ve hep bir taraflara kaçma planları kurarsınız içinizde.Hep daha hep daha istersiniz en büyük fırtınaların en sessiz anlardan sonra başladığını bilmeksizin hep huzur isteriz hep sağlık.En küçük sorunda feryat edip bir işi başardığımız andan itibaren gözünüzü daha yükseğe dikersiniz.Hayatın senaryolarında küçük bir oyuncu olduğunuzu unutursunuz.İşte umut böyle bir şeydir.İyi midir kötü müdür bilinmez ama bildiğim tek şey sizi alır başka diyarlara götürür.Kendinizi o an başka düşünceler içinde başka duygular içinde bulursunuz.Umut ve ümit arasındaki en büyük fark da bu değil midir? Ümit ettiğiniz şeyler hep olumsuz şeylerdir olmama ihtimali yüksektir ama umut öyle değildir hep olumlu yönlerinden baktığınız şeylerdir ümitsizliğe kapılmaz olmasını beklersiniz.Ümit ettiğiniz şeyler de bir olumsuzluk söz konusu oldugu için tedbirli yaklaşırsınız olmaz ama ya olursa ne güzel olur dersiniz.Ama umutta bu yoktur.Olur Olacak dersiniz ve kaybedersiniz. Yaşadıgınız yıkımlar bedeninizi içten içe her gün yok eder.Siz sadece seyretmekle umut etmekle yetinirsiniz. İşte ben de çok yakın zamanda hayatın bana biçtiği yeni senaryolarda yer alacağım.Tabi ki umutlarımla ve ümitlerimle sonrayı bekleyeceğim.Sahne aralarında birkaç saniyeliğine de olsa ara ara roller alacağım. Hayatın bizi oynattığı bu filmde kötü senaryolarla karşılamam ümidiyle siz dostlarımı selamlıyorum. Allaha emanet olun.
İçimizden hep daha fazlası mı gelir yoksa bir noktadan sonra yerimizde saymaya razı mıyızdır? Hayatın çizdiği senaryolara kendi kahramanlarımızı mı uyarlarız yoksa hayatın senaryolarını bizimmiş gibi sanıp sorunlarımızı diğer insanlara mı yükleriz. Tüm bunların cevabı bizde saklıdır elbette.Toplumda farklı mı olmalıyız yoksa aynı mı.Yolun sağından mı yürümeliyiz yoksa solundan yürüyüp insanlardan omuzlarımızı mı kurtarmaya çalışmalıyız.? İşte umut dünyası budur içten gelen bir histir umut. Bazen insanı sağa bazen sola gönderir. Hangi yön olursa olsun gittiğimiz yön doğrudur. Masallardaki önümüze çıkan üç yol gibi değildir. Hangi yolu seçerseniz seçin hangi yönden giderseniz gidin umutlarınızı içinizde taşırsınız. Taşıdığınız umutları hep yanınızda götürürsünüz. O an içinizde hissettiğiniz tek şey ''ama bir de olursa'' cümlesi olur. Olur mu? Oldu mu? Olacak mı? Sorular aklınızı kemirmektedir. İzin vermez mantığınızın kalbinizle beyninizin arasına girmesine.Kalbiniz beyninize hükmetmiştir ve asla mantığınıza izin vermez.Yaptığınız tek şey bir yoldan, bir yönden gitmek ve yeni ışıklar aramaktır.Gece lambasının etrafında uçuşan pervaneler gibisinizdir.Gördüğünüz ışığa sarılır ve oldu dersiniz.Yüreğinizdeki öfkelerden suratınızda kalan eskinin gölgelerinden yorulursunuz. Hep bir çıkış yolu arar ve hep bir taraflara kaçma planları kurarsınız içinizde.Hep daha hep daha istersiniz en büyük fırtınaların en sessiz anlardan sonra başladığını bilmeksizin hep huzur isteriz hep sağlık.En küçük sorunda feryat edip bir işi başardığımız andan itibaren gözünüzü daha yükseğe dikersiniz.Hayatın senaryolarında küçük bir oyuncu olduğunuzu unutursunuz.İşte umut böyle bir şeydir.İyi midir kötü müdür bilinmez ama bildiğim tek şey sizi alır başka diyarlara götürür.Kendinizi o an başka düşünceler içinde başka duygular içinde bulursunuz.Umut ve ümit arasındaki en büyük fark da bu değil midir? Ümit ettiğiniz şeyler hep olumsuz şeylerdir olmama ihtimali yüksektir ama umut öyle değildir hep olumlu yönlerinden baktığınız şeylerdir ümitsizliğe kapılmaz olmasını beklersiniz.Ümit ettiğiniz şeyler de bir olumsuzluk söz konusu oldugu için tedbirli yaklaşırsınız olmaz ama ya olursa ne güzel olur dersiniz.Ama umutta bu yoktur.Olur Olacak dersiniz ve kaybedersiniz. Yaşadıgınız yıkımlar bedeninizi içten içe her gün yok eder.Siz sadece seyretmekle umut etmekle yetinirsiniz. İşte ben de çok yakın zamanda hayatın bana biçtiği yeni senaryolarda yer alacağım.Tabi ki umutlarımla ve ümitlerimle sonrayı bekleyeceğim.Sahne aralarında birkaç saniyeliğine de olsa ara ara roller alacağım. Hayatın bizi oynattığı bu filmde kötü senaryolarla karşılamam ümidiyle siz dostlarımı selamlıyorum. Allaha emanet olun.
29 Ocak 2011 Cumartesi
Sago...
Benimle kal
Hevesim kursağımda takılı kaldı
Gözlerim telaş timsali her ölenle ağladı
Pervasız tenin gözümü aldı komada martı
Lodos mağduru melteminle ayıldı ve yalnız uyandı
Suskunluğum minnetimdi, yokluğun varlığı kanattı
Kendimi limana bağladım uçarı aklım halattı
Karaların ve kesin seçimin bütünü eşittir hayattı
Bacaklarım kırıldı adın koluma kanattı (kanat)
Burun buruna geldim seni bulmak için her belayla
Düşündüm 3 yıl arayla, küs mü Mecnun Leyla'ya?
Bacaklarımı sarkıtırım dalga çarpar ayağıma
Beyaz saçların akasya çalmış kokunu lavanta
Vadeli yıllar karanlıktan korkmayı sana yasaklatır
20 senede uzayan saçı küçük bir bit makaslatır
2 çocuğum olsa aklım salıncakta sallanır
Büyümek istemiyorum annem babam yaşlanır
Saçının teli kopmasın, korkarım Allah muhafaza
Şerefine izin verdim bugün kalbimdeki her muhafıza
Ziyarette evliya dedim fark etmelerini sağla
Buz gibi karaya vurmuşum, bulmuş sahil muhafaza
Tanrım yıllar günaha soktu, gel de içimi filtre et
Yıkılır bendim ilk tayfunda yağmurun işi çiselemek
Sineğin yalısı her papatya yüzünden çirkin çiçek
Çıkışmıyor param melek, yürüyerek geliyorum sabret.
Bırak, yine başa döndü bu dünya
Yine sona sardı aynı kaset, bıktım
Bu monotonluk maratonu. Onu tanı
İçine düşünce koştur
Derin bir denizin dibine çökmüş bir hazine aşk denen
Gafilen bir av olur aniden. Bir kalp ve diğeri hükmeden.
Benden uzakta olsun derdim körpecik çocukken.
Gücümü toplamam gerekti aldanışımı yaşarken
Kıvranışımı seyreden melekler gibidir sükunet
Tam kendimi toplamışken önüme çıkar hayalet
Ve korku içime hücmederken korkup kaçar cesaret
Felaket sarsılışımı izler, cesede çevirir esaret
Yardım et, bir iğne vur ve sönsün acımın yangını
Güneş su olsa, yağmur kurusa ayıltamaz bu baygını.
Çok zorladım şansımı ve yatıştırdım hırsımı.
Yaşama kafa tutarken kafamı kırdı cadının tılsımı
Hileden uzak bu adama sille vurma yazıktır.
İlle çile mi çekmem lazım? Nurum yüzüme dargındır
Bil de gerisi mühim değil, sevgim sana özel ve saftır
Bugüne dek işlediğim günaha istirhamım tek bir aftır.
Dökmek ister içini içim, anlatmalı mı biçim biçim?
Her neşe, bir içim ve içlenişime direnişim.
Ben yürüdükçe kalır izim, bitmek bilmez pembe dizim.
Yüzüm her resimde karanlık, karamsar bir çizim.
Hevesim kursağımda takılı kaldı
Gözlerim telaş timsali her ölenle ağladı
Pervasız tenin gözümü aldı komada martı
Lodos mağduru melteminle ayıldı ve yalnız uyandı
Suskunluğum minnetimdi, yokluğun varlığı kanattı
Kendimi limana bağladım uçarı aklım halattı
Karaların ve kesin seçimin bütünü eşittir hayattı
Bacaklarım kırıldı adın koluma kanattı (kanat)
Burun buruna geldim seni bulmak için her belayla
Düşündüm 3 yıl arayla, küs mü Mecnun Leyla'ya?
Bacaklarımı sarkıtırım dalga çarpar ayağıma
Beyaz saçların akasya çalmış kokunu lavanta
Vadeli yıllar karanlıktan korkmayı sana yasaklatır
20 senede uzayan saçı küçük bir bit makaslatır
2 çocuğum olsa aklım salıncakta sallanır
Büyümek istemiyorum annem babam yaşlanır
Saçının teli kopmasın, korkarım Allah muhafaza
Şerefine izin verdim bugün kalbimdeki her muhafıza
Ziyarette evliya dedim fark etmelerini sağla
Buz gibi karaya vurmuşum, bulmuş sahil muhafaza
Tanrım yıllar günaha soktu, gel de içimi filtre et
Yıkılır bendim ilk tayfunda yağmurun işi çiselemek
Sineğin yalısı her papatya yüzünden çirkin çiçek
Çıkışmıyor param melek, yürüyerek geliyorum sabret.
Bırak, yine başa döndü bu dünya
Yine sona sardı aynı kaset, bıktım
Bu monotonluk maratonu. Onu tanı
İçine düşünce koştur
Derin bir denizin dibine çökmüş bir hazine aşk denen
Gafilen bir av olur aniden. Bir kalp ve diğeri hükmeden.
Benden uzakta olsun derdim körpecik çocukken.
Gücümü toplamam gerekti aldanışımı yaşarken
Kıvranışımı seyreden melekler gibidir sükunet
Tam kendimi toplamışken önüme çıkar hayalet
Ve korku içime hücmederken korkup kaçar cesaret
Felaket sarsılışımı izler, cesede çevirir esaret
Yardım et, bir iğne vur ve sönsün acımın yangını
Güneş su olsa, yağmur kurusa ayıltamaz bu baygını.
Çok zorladım şansımı ve yatıştırdım hırsımı.
Yaşama kafa tutarken kafamı kırdı cadının tılsımı
Hileden uzak bu adama sille vurma yazıktır.
İlle çile mi çekmem lazım? Nurum yüzüme dargındır
Bil de gerisi mühim değil, sevgim sana özel ve saftır
Bugüne dek işlediğim günaha istirhamım tek bir aftır.
Dökmek ister içini içim, anlatmalı mı biçim biçim?
Her neşe, bir içim ve içlenişime direnişim.
Ben yürüdükçe kalır izim, bitmek bilmez pembe dizim.
Yüzüm her resimde karanlık, karamsar bir çizim.
26 Ekim 2010 Salı
güzel bir sonbahar sabahı
Bugün gayet zinde kalktım yatakdan.Anlamsız bir mutluluk vardı üzerimde.Bir kaç gündür kabuslarla dolu uyanmalardan sonra bu sabah hakikaten çok iyi geldi.Allahım sana şükürler olsun.Bu sabahı da görebildim.
14 Ekim 2010 Perşembe
Mor ve Ötesi
Neden senle hiç durmadan tartışıp duruyoruz ki biz
Bile bile üstüme gelmene ne gerek var
Neden dostça ve insanca ayrılamıyoruz ki biz
Ve bunca yaşanmış yılların da hatırı var
Eğer hergün bu işkenceye, eğer her gün bu karmaşaya
Eğer her gün bu kavgaya katlanırım sanıyorsan
Sen de yaz yaz yaz bir kenara yaz bütün sözlerimi
yanılırsam çık karşıma göster kendini
Belki zamanla teker teker silinirler aklından
Anlarsın ki boşuna geçmiş bunca zaman
1 Ekim 2010 Cuma
Sunay Akın
Ben yaşadıklarımın hiçbirini unutmam.
Ama evet! Yeri gelir susarım.
Canımı çok yakan şeyler olur ama yine de susarım, tükenirim.
Buna izin de veririm aslında. Salaklığımdan mı? Hayır!
Ben kimseye ''GİT'' de demem, diyemem.
O kişi vazgeçilmez olduğundan mı? Hayır.
Ona, o kadar şeye rağmen, o kadar değer veririm ki, Hergün yaptıklarına utansın diye...
Ama bir gün öyle bir giderim ki;
Kaybedeceğim hiçbir şey olmaz!
Ama evet! Yeri gelir susarım.
Canımı çok yakan şeyler olur ama yine de susarım, tükenirim.
Buna izin de veririm aslında. Salaklığımdan mı? Hayır!
Ben kimseye ''GİT'' de demem, diyemem.
O kişi vazgeçilmez olduğundan mı? Hayır.
Ona, o kadar şeye rağmen, o kadar değer veririm ki, Hergün yaptıklarına utansın diye...
Ama bir gün öyle bir giderim ki;
Kaybedeceğim hiçbir şey olmaz!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)